Yoksulluk Nafakası

Yoksulluk nafakası, boşanma kararı sonucunda yoksulluğa düşecek eş lehine ve diğer eş aleyhine hükmedilen nafakadır. Hemen belirtilmelidir ki ülkemizde yaygın olarak sanılanın aksine yoksulluk nafakası sadece KADIN eşlerin talep ettiği bir nafaka değildir. Kanun cinsiyet ayrımı yapmadan her iki tarafa da hükümdeki koşulların sağlandığı durumlarda bu imkanı talep etme hakkını tanımıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md. 175 hükmüne göre yoksulluk nafakası talebi belirli şartlara tabi tutulmuştur.

  1. Taraflardan birinin yoksulluk nafakası istemini talep etmesi gerekmektedir.
  2. Yoksulluk nafakası talebinde bulunan eşin kusursuz veya daha az kusurlu kabul edilmesi gerekmektedir.
  3. Yoksulluk nafakası talebinde bulunan eş yoksulluğa düşmüş olmalıdır.
  4. Takdir edilecek yoksulluk nafakası, nafakayı ödeyecek olan eşin mâli gücü ile orantılı olmalıdır.

Yukarıdaki sayılı şartlar incelendiğinde;

Hakim, yoksulluk nafakasına re’sen hükmedememektedir. Yani boşanma davası devam ediyor ise kişi, boşanma davası sırasında hakime bu talebini bildirmelidir. Boşanma davası sırasında ileri sürülen yoksulluk nafakasına karar vermekle yetkili ve görevli mahkeme, boşanma davasına bakmaya yetkili ve görevli olan aile mahkemesidir.

Boşanma davasında ileri sürülmeyen yoksulluk nafakası talepleri daha sonra ayrı bir dava olarak tekrar açılabilmektedir. Daha sonra açılacak yoksulluk nafakası davası yetkili ve görevli mahkeme davacının(yoksulluk nafakası talebinde bulunacak eşin) yerleşim yeri aile mahkemesidir (MK. 177) Daha sonra açılacak yoksulluk nafakası davası ana dava olarak kabul edilmekte iken, boşanma davası esnasında ileri sürülen yoksulluk nafakası talebi fer’i karar niteliğindedir.

MK. Md. 175 hükmü uyarınca yoksulluk nafası süresizdir. Başka bir ifade ile taraflardan birinin ölümüne kadar devam eder. Tabii bu durum MK. Md.176/III’deki sayılı haller saklı kalmak kaydı ile geçerlidir. MK. 178 “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” hükmü ışığında yoksulluk nafakası boşanmadan sonra ayrı bir dava olarak açılmak istendiğinde 1 yıllık bir zamanaşımı süresine tabi tutulmaktadır.

Yine belirtilmelidir ki yoksulluk nafakası TALEBİNDE BULUNACAK EŞ, talep olunulacak eşten daha az kusurlu olmalı veya hiç kusuru bulunmamalıdır. Burada bahsedilen kusur boşanmadaki kusurdur. Boşanmada kusuru olan veya karşı eşten daha fazla kusura sahip olan eş bu kurumdan faydalanamamaktadır. Lakin maddi veya manevi tazminatın aksine, kendisinden nafaka istenen eşin kusurlu olması aranmamaktadır.

Diğer şartların yanında nafakaya isteyen eşin, boşanma sonrasında yoksulluğa düşmesi şartı aranmaktadır. Yoksulluğa düşmekten kasıt çalışmaktan yoksun bir eş olabilir (çalışmaya engeli bulunan vs.), herhangi başka bir yerden geliri olmayabilir veyahut malvarlığında serveti bulunmayabilir. Meğerki talepte bulunacak eşin bir geliri olsun. Bu durumda da eşin gelirinin onu yoksulluktan kurtarıp kurtarmadığı kıstası göz önünde bulundurulacaktır. İncelenecek durumda talepte bulunacak eşin yoksulluk durumunun çok büyük bir seviyede olması beklenmez. Yoksulluktan kastedilen normal veya vasat düzeydeki yoksulluk seviyesidir.

MK. Md. 364 hükmüne göre yardım nafakası talebinde bulunabilme imkanına sahip eşin, yoksulluk nafakası istemine engel durum bulunmamaktadır.

Tüm bu anlatılanlar ışığında hakimin yoksulluk nafakası talebinde dikkat etmesi gerekecek husus, takdir edilecek nafakanın, nafakayı ödeyecek olan eşin mâli gücü ile orantılı olması olacaktır. Yoksulluk nafakasını ödeyecek eşin mâli gücü, nafakanın üst sınırıdır. Yani, talepte bulunan eşin yoksulluk durumunu giderecek olan tutar, ödeyecek eşin mâli gücünden az ise o miktar kadar; fazla ise ödeyecek eşin mâli gücüne göre ayarlanacaktır. Hakim, nafakayı talep eden eşin yoksulluktan çıkaracak tutardan fazlasına hükmedemez. Bunun sebebi kurumun adından kaynaklanmaktadır. Burada amaçlanan yoksulluğa düşen eşi yoksulluktan çıkarmak veya ödeme sağlayacak eşin mâli gücü oranında yoksulluğa düşen eşe katkı sağlamaktır. Daha fazlası amaçlanmamaktadır.

Hakim, ödeme yükümlülüğünde olan eşin mâli gücünü tespit ederken sadece kendisine değil, aynı zamanda bakmakla yükümlü olduğu başka kişiler/kimseler var ise bunlar da hesaba katılacaktır

Eğer ki, yükümlü eş, maddi veya manevi tazminat ödemeye mahkum edilmiş ise, hakim yoksulluk nafakasına hükmederken bu tazminatların da mikatarını göz önünde bulunduracaktır.

Belirtmek gerekir ki tüm bu anlatılan şartların sağlandığı görüldüğünde taraflar kendi aralarında da yoksulluk nafakası veya yoksulluk nafakasının miktarı için anlaşabilir. Böyle bir durumda tarafların anlaştıkları durumu veya miktarı hakimin onaması gerekmektedir. Hakimin onaması ile birlikte karar niteliği taşımaktadır.

Yoksulluk nafakasının irat şeklinde veya toptan(sermaye) olarak ödenmesi mümkündür. Ödenme biçimini yine taraflar kendi aralarında anlaşıp, hakimin onamasına sunacakları gibi direct hakim kararı ile de verilebilmektedir. Hakimin kararı verirken göz önünde bulunduracağı husus ödeme yükümlülüğündeki veya yoksulluk nafakası talebinde bulunan eski eşin maddi durumları olacaktır.

Uygulamada ise, daha çok nafakanın irat şeklinde(düzenli aralıklar ile) ödenmesine hükmedilmektedir.

Nafakanın sermaye şeklinde ödenmesine karar verilmiş ise, nafakanın artırılması veya azaltılmasına hükmedilemez. Meğerki nafakanın irat şeklinde ödemesi kararlaştırılmış olsun, böyle bir durumda MK. Md.176/IV hükmü gereğince, nafakanın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebilmektedir. Yine bu durumda da mahkemeden talep edilmesi şartı bulunmaktadır. Aksi takdirde hakim re’sen bu konu hakkında hüküm kuramaz.

Nafaka MK. Md.176/III’ e göre nafakanın sona ermesi irat veya sermaye şeklinde ödenmesine göre belirli şartlara bağlandığı için değişiklik göstermektedir.

  • Alacaklı tarafın yeniden evlenmesi (borçlunun yeniden evlenmesi yoksulluk nafakasını kaldırmamakla birlikte MK. MD:176/III’e göre bir indirim sebebidir. Yani ödeme yükümlülüğünde olan eski eş yeniden evlendiği takdirde indirim talep edebilecektir.)
  • Taraflardan birinin ölmesi

Hallerinde kendiliğinden kalkmaktadır.

  • Alacaklı taraf evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşıyor,
  • Yoksulluk ortadan kalkmış veya
  • Alacaklı taraf haysiyetsiz yaşam sürüyor ise Yoksulluk nafakası mahkeme kararı ile kaldırılmaktadır.

Nafaka alacağı kişiye bağlı bir alacak ve nafaka borcu da kişiye bağlı bir borç olduğu için alacaklı veya borçlunun ölmesi ile sona ermektedir. Lakin ölüm anına kadar muaccel olup da ödenmemiş bir nafakanın mirasçılar tarafından ödenmesi talep edilebilir. Burada ödenmemiş yoksulluk nafası muaccel bir alacak hakkı doğurduğu için talep edilebilir durumdadır.

KARARLAR:

12. Hukuk Dairesi         2006/10799 E.  ,  2006/13163 K.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Boşanma ilamı ekinde verilen yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminatın icra takibine konu edilebilmesi için HUMK'nun 443. maddesi gereğince (boşanma) ilamının kesinleşmesine bağlıdır. Somut olayda takibe konu Sincan 1. Aile Mahkemesinin 20.9.2005 tarih ve 2005/276-642 sayılı tarafların boşanmasına ilişkin verdiği karar kesinleşmemiştir. Bu durumda takibe dayanak ilamda hükmolunan yukarıda belirtilen alacaklar ile yargılama gideri ve ücreti vekalet takip konusu yapılamaz. Mahkemece şikayetin kabulüne karar vermek gerekirken reddine karar vermesi isabetsizdir.

SONUÇ  : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 21.9.06006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2. Hukuk Dairesi         2021/4069 E.  ,  2021/5453 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatlar yönünden; davalı-davacı kadın tarafından ise erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminat ve nafaka miktarı ile yoksulluk nafakası için sonraki yıllara ilişkin artış oranı belirlenmemesi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin tüm, davalı-davacı kadının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davalı-davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın ...'e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 292.10 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz pein harcının istek halinde yatıran ...'ye geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

2. Hukuk Dairesi         2021/4178 E.  ,  2021/5435 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından katılma yolu ile tazminatların miktarı, nafakaların miktarı, kendi açtığı boşanma davası ile birleştirilmesi yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve kendi tazminat talebinin reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davalar arasında bağlantı bulunması durumunda, davaların birleştirilmesine karar verilir (HMK m. 166/1). Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması, ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda bağlantı var sayılır (HMK m. 166/4). Boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan maddi-manevi tazminat (TMK m. 174/1-2), yoksulluk nafakası (TMK m. 175) gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi, bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikle değerlendirilmesiyle mümkündür. Davacı-davalı kadın; Aksaray 4. Aile Mahkemesi 2020-430 esas sayılı dosyası ile TMK 161 maddesine dayalı boşanma davası açtığını, eldeki dava ile açılan davanın birleştirilmesini talep etmiştir. Buna göre, davalar arasında bağlantı bulunduğu anlaşılmakla, eldeki boşanma davası ile kadın tarafından açılmış olan davanın birleştirilerek, davaların esası hakkında hüküm kurulması gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple; kararının gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

2. Hukuk Dairesi         2021/4645 E.  ,  2021/5308 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı kadın tarafların 17/03/2015 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıklarını ve boşanma ilamının 14/04/2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının protokolde belirtilen diğer mali edimlerini yerine getirmediğini, işten çıkarılması nedeniyle de mağduriyetinin arttığını belirterek aylık 15.000TL olan yoksulluk nafakasının, 15.000TL arttırılarak aylık 30.000 TL'ye çıkartılmasına karar verilmesini talep etmiş, mahkemece talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

TMK'nun 175. maddesi "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Kanunda öngörülen şartlar davacı lehine gerçekleştiği takdirde, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ve hakkaniyete uygun bir nafakaya hükmedilmesi gerekir." TMK'nun 176/4. maddesine göre de; "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir."

Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemeye göre, iradın artırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerekmektedir. Bu doğrultuda; nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.

Dosya kapsamından; tarafların 14.04.2015 tarihinde kesinleşen kararla boşandıkları, boşanma kararı ile birlikte davacı lehine aylık 15.000 TL yoksulluk nafakasına karar verildiği, bu davanın açıldığı tarih itibariyle aradan 1 yıldan uzun bir süre geçtiği anlaşılmaktadır. Tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında boşanma davasından sonra olağanüstü bir değişiklik olduğu iddia ve ispat edilmemiştir.

O halde; yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesi hukuk dairesinin kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesinin kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

2. Hukuk Dairesi         2021/3273 E.  ,  2021/5244 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından, birleşen davasının reddi, kusur belirlemesi, nafakalar, tazminatlar ve vekalet ücreti yönünden; davalı-karşı davacı kadın tarafından maddi tazminatın ve iştirak nafakasının miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ait temyiz itirazlarının incelenmesi artık mümkün bulunmamasına göre davalı-karşı davacı kadının tüm, davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Davacı- karşı davalı erkek tarafından açılıp eldeki dava ile birleştirilen ... 1. Aile Mahkemesi'nin 2018/971 esas sayılı yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ilişkin davada yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirir koşullar oluşmadığı gerekçesiyle birleşen davanı reddine karar verilmişse de; dosyada yapılan incelemede henüz yoksulluk nafakası hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmadığı gibi Türk Medeni Kanunu’nun 176/3 maddesi gereğince evlenmekle yoksulluk nafakası kendiliğinden kalkar. Bu durumda davacı- karşı davalı erkeğin birleşen yoksulluk nafakasının kaldırılması davasını açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. O halde, mahkemece birleşen davanın, hukuki yararla ilgili dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esastan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden bozma sebebi yapılmamış ve hükmün birleşen davanın reddine ilişkin gerekçesinin düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

2. Hukuk Dairesi         2021/3899 E.  ,  2021/5282 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda, mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 16.03.2021 tarihli yazısı ile istenilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı dava dilekçesi ile yoksulluk nafakasının kaldırılmasını, talebi yerinde görülmezse indirilmesini dava etmiş, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf dilekçesinin miktar yönünden reddine karar verilmiş, karar 12.11.2020 tarihinde kesinleştirilmiş, davacı vekilinin talebi üzerine Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 16.03.2021 tarihli yazısı ile, karar ile ilgili kanun yararına bozma talebinde bulunulmuş, dosya Dairemize gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü, bozma sebebi olarak yoksulluk nafakası alacağının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitap, birinci kısım, ikinci bölümünde (TMK 175. madde) düzenlendiğini, bu niteliği itibari ile uyuşmazlığın Aile hukukuna ilişkin bulunduğu, bu nedenle aile mahkemesinde bakılması gerektiğini, müstakil aile mahkemesi varsa görevsizlik kararı verilmesi, yoksa aile mahkemesi sıfatı ile davaya bakılması gerekirken ... Asliye Hukuk Mahkemesinin işin esasına girilmek suretiyle hüküm kurulmasının hatalı olduğunu göstermiş, kararın bu yönden bozulmasını istemiştir.

Somut olayda ... Adliyesinde müstakil aile mahkemesinin bulunmadığı, davaya bakan ... Asliye Hukuk Mahkemesince de 24.07.2019 tarihli tensip tutanağının 7. maddesinde davaya aile mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verildiği ve davanın görevli mahkemece karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına bozma isteği yerinde görülmemiş, talebin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, oybirliğiyle karar verildi

2. Hukuk Dairesi         2021/3939 E.  ,  2021/5197 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilen kendi TMK md. 166/1’e dayalı boşanma davaları, yine kendilerinin TMK md. 161 zinaya dayalı boşanma davaları hakkında olumlu ya da olumsuz hüküm kurulmaması, reddedilen maddi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri ile iştirak nafakalarının miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Davacı -karşı davalı kadının "Erkeğin davasının kabulüne ve kendisinin TMK md. 161 zinaya dayalı boşanma davası hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamasına " yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;

İlk derece mahkemesince bu yönlere ilişkin olarak verilen hüküm davacı -karşı davalı kadın tarafından istinaf edilmeyerek kesinleşmiştir. Bu nedenle davacı -karşı davalı kadının, istinaf edilmeyerek kesinleşen bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacı -karşı davalı kadının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

a) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

b) Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine ve günün ekonomik koşullarına göre velâyetleri davacı -karşı davalı kadına bırakılan ortak çocuklar ... ve .... yararına hükmolunan iştirak nafakaları azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştr.


c)Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK m. 175). İlk derece mahkemesince davacı kadının boşanma ile yoksulluğa düşeceği gerekçesiyle yoksulluk nafakası talebinin kabulü ile kadın yararına boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren aylık 300,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, kararın taraflarca istinafı üzerine bölge adliye mahkemesince tarafların karşılıklı iş bu davalar açıldıktan sonra tekrar barışıp bir araya geldikleri ve bir süre daha evliliklerini devam ettirdikleri, bu durumda, tarafların karşılıklı iddia ettiği vakıalar doğru olsa bile tarafların dava açılmasından sonra barışıp tekrar bir araya gelmeleri ile o tarihe kadar olan, birbirlerinin kusurlarını affettikleri ya da en azından hoşgörü ile karşıladıklarının kabulü gerekeceğinden boşanma konusunda her iki tarafa da her hangi bir kusur isnat edilemeyeceği gerekçesiyle tarafların istinaf taleplerinin kısmen kabulüne, kadının yoksulluk nafakası talebinin ise şartları oluşmadığından reddine karar verilmiş, hüküm davacı -karşı davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

İlk derece mahkemesince yapılan ekonomik, sosyal durum araştırmasına ve toplanan diğer delillere göre, davalı -karşı davacı erkeğin İskenderun'da market işlettiği, adına kayıtlı üç dükkan ve dört dairesinin bulunduğu, kadının ise ev hanımı olup, geliri ve mal varlığının bulunmadığı, babasına ait evde iki çocuğuyla birlikte yaşadığı görülmektedir. Somut olayda bölge adliye mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların her ikisinin de kusurunun bulunmadığı belirlenmiş, ne var ki erkeğin davasında verilen boşanma hükmü kadın tarafından istinaf edilmeyerek kesinleşmiştir. Bu durumda davacı -karşı davalı kadının erkeğe nazaran kusurunun daha ağır olmadığı ve boşanmakla yoksulluğa düşeceği anlaşılmış, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi koşulları somut olayda davacı -karşı davalı kadın yararına gerçekleşmiştir. O halde, davacı -karşı davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin kabulüne karar verilecek yerde, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştr.

SONUÇ : Davacı -karşı davalı kadının "Erkeğin davasının kabulüne ve kendisinin TMK md. 161 zinaya dayalı boşanma davası hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamasına " yönelik temyiz dilekçesinin yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda (2/b) ve ( 2/c) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (2/a) bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

2. Hukuk Dairesi         2021/3584 E.  ,  2021/5172 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından TMK m. 161 hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı erkek 30.04.2015 tarihinde ... 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nin incelediği dosyası ile Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine dayalı olarak boşanma davası açmıştır. İlk derece mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda; tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek, erkeğin boşanma davasının kabulüne, tazminat ve nafaka taleplerinin reddine ilişkin hüküm kurulmuş, ilk derece mahkemesinin bu kararı; davacı erkek tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmiştir. Dairemizin 27.09.2018 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın gerekçesiz olduğu, Hukuk Muhakemeleri Kannunu'nun 297/1-c maddesindeki unsurları içermediğinden kararın bozulmasına karar verilmiştir. Taraflar arasındaki boşanma davasına ilişkin yargılama devam ederken, davacı erkek tarafından ... 2. Asliye(AİLE) Hukuk Mahkemesi'nin incelemekte olduğu 2020/79 esas sayılı dosyası ile Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine dayalı olarak boşanma davası açmış ve mahkemece bu davanın eldeki dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Evlilik birliği sona erinceye kadar, herhangi bir sebeple açılmış boşanma davalarında taraflara yüklenmiş tüm kusurlar, birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve belirlenen bu orana göre maddi-manevi tazminatlar ile yoksulluk nafakası konularında her bir taraf yönünden bir kez hüküm kurulması gerekir. Tarafların kusurları bölünerek, her bir dava için ayrı kusur belirlemesi yapılıp, fer'i konularda da her bir dava için ayrı hüküm kurmak, Türk Medeni Kanunu'ndaki düzenlemelere (TMK m. 4,174/1-2, 175) aykırı düşer. Boşanma Hukukunun temel ilkelerinden birinin tarafların kusur durumlarının belirlenmesine ilişkin olduğu, Türk Medeni Kanunu’nun 166/1 maddesine dayanan iş bu boşanma davasında, ilk derece mahkemesinin kararı taraflarca, boşanma davası yönünden kanun yolu başvurusuna konu edilmemek suretiyle, boşanma yönünden kesinleşmiş olmakla birlikte; boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan tazminatlar, yoksulluk nafakası ve velayet gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi bu davalarda delillerin birlikle değerlendirilmesiyle mümkündür. Bu nedenle, davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi hükmüne dayalı olarak açılan boşanma davası yönünden de delillerin toplanması gerekirken davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanunu'nun 166/1 maddesi hükmüne dayalı olarak açılan boşanma davasının kesinleştiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu, yine her ne kadar mahalli mahkemece Dairemizin 27.09.2018 tarihli bozma ilamına uyulduğu halde bozma sonrası verilen kararda denetime olanak verecek şekilde deliller tartışılarak değerlendirilmemiş, vakıalarla ilgili herhangi bir tespitte bulunulmadığı gibi hangi olayların sabit olduğu ve tarafların kusur durumu da kararda belirtilmemiş, karar Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1 -c maddesindeki unsurları içermemekte, gerekçesiz olup bozma gereklerinin yerine getirilmediğinin kabulü gerekir. Bu bağlamda mahkemece, davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesi uyarınca açılan boşanma davasında bozma ilamının gereği yerine getirilmeyerek kararın gerekçesiz olması ve yine davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca açılan boşanma davasında erkek tarafından açılan asıl davanın kesinleştiğinden bahisle delillerin toplanıp kusur belirlemesinin yapılmaması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

GÖZDE TETİK

21 Kasım, 2021

İzmir Avukat, İzmir Avukatları, İzmir Ağır Ceza Avukatları, İzmir Ağır Ceza Avukatı, İzmir Boşanma Avukatı, İzmir Boşanma Avukatları